TÜRKİYE’DE SU VARLIĞI
Türkiye göller ve nehirlerinden
oluşan tatlı su kaynaklarına sahip olmasına rağmen, sanıldığı gibi su zengini
bir ülke değildir. Aksine, gerekli önlemler alınmadığı takdirde yakın gelecekte
su sorunları yaşamaya aday bir ülke konumundadır.
Ortalama (aritmetik) Yıllık yağış
|
642,6 mm
|
Ortalama yıllık yağış miktarı
|
501,0 km3
|
Tablo: Türkiye Su Kaynakları Potansiyeli
Türkiye’nin yağış rejimi mevsimlere
ve bölgelere göre çok büyük farklılık göstermekte olup, yıllık ortalama yağış
642,6 mm’dir. Bu da yılda ortalama 501 km3 suya karşılık gelmektedir.
Günümüzde bir ülkenin su zengini
sayılabilmesi için yılda ortalama kişi başına 10.000 m3 su potansiyeline sahip
olması gerektiği kabul edilmektedir. Oysa Türkiye kişi başına düşen su
potansiyeli açısından da (3600 m3) bu değerin oldukça gerisindedir. Bu rakamlar
da göstermektedir ki ülkemiz sınırlı miktarda su varlığına sahiptir.
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE)
verilerine göre 2025 yılında nüfusumuzun 80 milyon olacağı hesaplanmaktadır. Bu
durumda 2025 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1375 m3′e
düşeceği söylenebilir. Mevcut büyüme hızı, su tüketim alışkanlıklarının
değişmesi gibi faktörlerin etkisiyle su kaynakları üzerine olabilecek baskıları
tahmin etmek mümkündür. Ayrıca tüm bu tahminler mevcut kaynakların 25 yıl
sonrasına hiç tahrip edilmeden aktarılması durumunda geçerli olabilecektir.
Dolayısıyla Türkiye’nin gelecek nesillerine sağlıklı ve yeterli su
bırakabilmesi için kaynaklarını çok iyi koruyup, akılcı kullanması
gerekmektedir.
2070’te Türkiye genelinde
sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek, Karadeniz Bölgesi dışında yağışlar iyice
azalacak. Ekosistem değişince, birçok canlı türü de yok olma tehlikesiyle karşı
karşıya kalacak. İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü,
küresel ısınmasının, Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin bir senaryo
hazırladı. Bu senaryoya göre, küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, 2070’te
Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek. Ekosistem değişecek,
canlı türleri yok olma tehlikesi yaşayacak. Prof. Dr. Nüzhet Dalfes,
Türkiye’nin küresel ısınmayla mücadele karşısındaki tutumunu, “İlk defa bir
yerde Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bizden bilgi talep eder durumda oldu. Bu
tabii bizi çok sevindirdi ama Türkiye bu açıdan geç kalmış bir ülke” sözleriyle
eleştirdi.
Kritik eşiğin gelecek aylarda
gerçekleşecek yağışlarla aşılacağına inandığını belirten Aydın, şunları
kaydetti: "Bölgemizdeki barajlarda su seviyesi kritik eşiğin altında.
Geçen yıla oranla doluluk oranı Adıyaman Çamgazi Barajı'nda yüzde 59'dan 24'e,
Kilis Seve Barajı'nda yüzde 83'ten 72'ye, Gaziantep'teki Kayacık Barajı'nda
yüzde 52'den 37'ye, Hancağız Barajı'nda yüzde 46'den 43'e, Kahramanmaraş'taki
Menzelet Barajı'nda yüzde 68'den yüzde 51'e, Sır Barajı'nda yüzde 65'den 46'ya,
Kartalkaya Barajı'nda ise yüzde 83'den 27'ye düştü. Kuraklık, barajları ve
depolama tesislerini de olumsuz yönde etkiliyor. Gelecek aylarda gerçekleşecek
yağışla barajlardaki su seviyesinin artmasını umuyoruz." Aydın, su
kaynaklarının önemine dikkati çekerek vatandaşları su kullanımında tasarruflu
olmaya davet etti.
WWF Türkiye (Doğal Hayatı Korumu
Vakfı) Su Kaynakları Program Müdürü Murat Çevik, Türkiye'deki kullanılabilir su
miktarının yaklaşık yüzde 70-75'inin tarımsal alanda tüketildiğini söyledi.
Çevik, önlem alınmazsa 10-15 yıl sonra büyük bir su kıtlığı olabileceğini ileri
sürdü.
Çevik, yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin başlıca su kaynaklarını göller, akarsular, baraj gölleri ve
deltaların oluşturduğunu belirtti. Türkiye'deki yeraltı ve yerüstü sularının
bilinçsizce kullanıldığını ifade eden Çevik, tarımsal kullanımda özellikle
'vahşi' veya 'salma' sulama denilen yöntemlerden kaynaklanan sıkıntı
yaşandığını dile getirdi.
Türkiye'nin önlem alınmadığı
takdirde su konusunda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini ifade
eden Çevik, “10-15 yıl sonra büyük bir su kıtlığı yaşanması söz konusu.
Türkiye'de su kıtlığını hissedecek öncelikli bölgelerin başında ise Konya
Kapalı Havzası bulunuyor. Bölge için çok aydınlık bir gelecek yok” dedi.
Küresel ısınma ve bilinçsiz tarımsal
sulamanın etkisiyle Konya, göl ve sulak alanlarının önemli bölümünü kaybetti.
Konya İl ve Çevre Orman Müdürlüğü
ile Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye(WWF-Türkiye) ve DSİ 4. Bölge
Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, önemli bölümü son yıllarda olmak üzere
bugüne kadar Akşehir Gölü(30 bin hektar), Hotamış Sazlığı(16 bin hektar),
Ereğli Sazlıkları(37 bin hektar), Kulu Gölü(860 hektar) Eşmekaya Sazlığı(11 bin
250 hektar), Bolluk Gölü(1150 hektar) Samsam Gölü(830 hektar), Tersakan
Gölü(6400 hektar), Suğla Gölü(16 bin 500 hektar) kurudu.
Su yüzey alanı 1915 yılında yaklaşık
216 bin 400 hektar olan Tuz Gölü, 2005 yılında 32 bin 600 hektara kadar
geriledi. Yapılan araştırmalar Tuz Gölü`nün son 3 yılda da küçülmeye devam ettiğini
gösteriyor.
Kapasitesi 184 milyon metre küp olan
Çavuşçu Gölü`ndeki su miktarı da bu yıl 20 milyon metre küpe kadar geriledi.
Göldeki su miktarı 5 yıl önce 120 milyon metreküpe kadar ulaşmıştı.
Bir süre öncesine kadar 650
hektarlık alana sahip Kozanlı Gölü, 50 hektarın da altına düştü. Göl şimdi bir
bataklığı andırıyor.
Karapınar`da bulunan Meke Krater
Gölü de yer altı sularındaki azalmaya bağlı olarak yok olma tehlikesi ile karşı
karşıya bulunuyor. Küçük bir bölümünde az miktarda su kalan göl tamamen kuruma
tehlikesi yaşıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder